Feminist Politikaya “Mutluluk Resimlerimiz”den Bakmak

Feminist Politikaya “Mutluluk Resimlerimiz”den Bakmak

Yıldız Öztürk

(Bu yazı ilk kez Sanatatak’ın (Eylül 2019) web sitesinde yer almıştır. Yazıya buradan da ulaşabilirsiniz.)

SALT Galata ve SALT Beyoğlu’nda 3 Eylül’de açılan ve 29 Aralık 2019 tarihine kadar izlenebilecek “Mutluluk Resimlerimiz” sergisi, Nur Koçak’ın öğrencilik yıllarından günümüze dek uzanan 50 yılı aşan bir birikimin ürünü. Serginin “Nur Koçak: Önce” alt başlığıyla SALT Galata -1’de yer alan bölümü, sanatçının öğrencilik dönemine ait kroki, eskiz ve etüd desenlerinden oluşuyor. SALT Beyoğlu’nda üç kata yayılan serginin diğer bölümünde ise sanatçının, 70’lerin başından bugüne kadar olan üretimleri yer alıyor.

Nur Koçak, Ankara’da başladığı lise öğrenimine Amerika Birleşik Devletleri’nde devam eder ve ardından Türkiye’ye döner. 1960 yılında girdiği Akademi’den, üç yıl eğitim hayatına ara verdikten sonra, 1968’de mezun olan Koçak, mezuniyetinin ardından 1970 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nca açılan Avrupa Konkuru’nu kazanan altı kişi (Nur Koçak, Mehmet Güleryüz, Utku Varlık, Cihat Aral, Asım İşler ve Şükrü Aysan) arasında tek kadın olarak Paris’e gider. Böylece lise döneminden itibaren çeşitli hocalarla çalışma, farklı ülkelerin sanat pratiklerini deneyimleme ve gözlemleme şansı bulur.

Paris’in kurumsal kültür-sanat ortamından beslenmenin yanı sıra yüzünü sokağa da çeviren sanatçı, bu kültürel iklim içinde 1970’lerin başından itibaren zaten hiçbir zaman benimsemediği, Akademi formasyonuyla uyuşmayacak bir tavırla çalışmalarını tuvale aktarır. Öğrenciliği zamanında da desenlerinde ayrıntıcı olduğunu belirten sanatçı, eğitimi sırasında “yorum yapmadan gördüğünü kâğıda aktarmakla sanatçı olunmaz” eleştirisini sıklıkla duyar. Ancak hocalarının fotoğraf gibi resim yapmayı hoş karşılamaması hatta Koçak’ı küçümsemelerine rağmen o kendi bildiğince inatla ve ısrarla yol alır. Sanatçının da belirttiği gibi, “yorum yapmıyorum demek diye bir şey olamaz.”

Dolayısıyla seçilen konu, kullanılan malzeme, işin ebatı, konuyu aktarma biçimi sanatçının düşünsel dünyasından ve işin bağlamından koparılamayacağı gibi Koçak örneğinde, görünenin ardına bakmayı öneren eleştirel bir dilin göstergeleri sayılabilir. 70’lerin feminist sanatçı kuşağındaki diğer sanatçılar gibi Koçak da ilk olarak erkek egemen kültürü ve bu kültürün sanat üretim pratiklerine yansımalarını sorgulamakla işe başlamıştır: Tarafsız insan kategorisine karşı öznenin adını koyan; sanat tarihi yazımı içinde önemli görülmeyen, değer verilmeyen alanlardan ve deneyimlerden beslenen eleştirel bir anlatı sunar.

Geleneksel sanat pratiklerine şüpheyle yaklaşıp bu örüntülerin dışına çıkmaya çalışan Koçak’ın kendini feminist olarak tanımlaması, sanatçının deyimiyle “el yordamıyla” gerçekleşen bir süreçtir. Bu süreçte, sanat tarihine bir çeşni olarak iliştirilmiş kadın kategorisini reddeder. Beden temsilini sorgular, imgenin toplumsal referanslarını irdeler, sanatçı-yapıt-izleyici ilişkisini dönüşen tüketim kalıpları çerçevesinde yeniden yorumlar. Bu sanat tarihsel kurguyu örtük formlarla değil açık bir şekilde dile getirir. Örneğin, Fetiş Nesneler (1974-1988), Nesne Kadınlar (1975-1979), Vitrinler (1989-2019) ve Ebrusan Vitrini (1989-1996) serilerinde tüketime hazır ürünleri izleyiciye en kışkırtıcı şekilde sunar. Ait olduğu zamanın belgesi niteliğindeki bu yapıtlar, farklı dönemlerin farklı sosyo-kültürel atmosferi içindeki arzu nesnelerinin öyküsünü feminist bir gözle okumamıza vesile olur. İçinde yaşadığımız toplumsal formasyonun arzu üretim pratiklerini, başlarından ayrılmış kadın bedeni parçalarının sunumunda ve fetişleştirilen nesnelerin anıtsallaştırılmasında görülmesinin imkânlarını arar.

Resim 1: Nur Koçak, Vivre-Parfüm Şişesi, 1974, tuval üzerine akrilik, 162 x 130 cm.

Sergide yer alan VitrinlerMutluluk ResimlerinizFetiş Nesneler ve Aile Albümü bölümlerini gezen izleyici, Türkiye toplumsal ve kültürel tarihinden izleri barındıran görüntüler içinden seçtiği kesit(ler)le kişisel hafızasındaki kayıtlar arasında bağlantı kurabilir. İzleyenin bakışı, toplumsal anlam dünyasından geçerek kişisel serbest düşünüşün ya da anlam arayışının içine doğru yol alır. İmgeler arasında dolaşan izleyici satın aldığı ya da almak için imrendiği bir nesneyle, aile büyükleriyle veya bulunduğu bölgenin en ünlü meydanında çekildiği fotoğrafla, askerden gönderdiği/gelen bir fotoğraf ya da kartpostalla karşılaşabilir.

Koçak, sergide yer alan vitrinlerden taşmış imgeleri, militarist bir görüntüyü anımsatan sıraya dizilmiş bir örnek kadın bedenleri ve rujlar aracılığıyla, yani gündelik hayatın sıradan konularını, kendine mal ederek reklâm estetiğinin yapı söküme uğratıldığı yeni bir alanla karşımıza çıkar. Bununla birlikte sergi, orta sınıf aile ideolojisi ile toplumsal normların dışında kalan ünlü bir kadının ödediği bedeli ve “kadınlara yönelik” ürünlerin sunum biçimleri ile erkeklerin üniforma içinden sivil dünyaya kendilerini ispatlama/gösterme/sunma biçimlerini karşılaştırmalı olarak okuyabilmemizin zeminini kurar.

Resim 2: Nur Koçak, Chanel Rujlar, tuval üzerine akrilik,
130 x 195 cm, 1988
 

Bu zeminin kodlarını daha ayrıntılı bir şekilde anlamak, Mutluluk Resimlerimiz sergisinin ortaya çıkış sürecini, serginin söylemini ve bağımsız bir feminist olarak feminist sanatla bağlarını konuşmak amacıyla Nur Koçak’la bir söyleşi gerçekleştirdik.

1970 yılında Paris’e gitmeden önce Akademi’nin resim bölümünde eğitim aldınız. O dönemdeki Akademi eğitimine yatkın olmadığınızı pek çok kez dile getirdiniz. Ve mezuniyetinizin ardından Paris’e gittiğinizde kendinizi serbest bir şekilde ifade etme şansı buldunuz. 1971 yılındaki Paris Genç Sanatçılar Bienali’nde fotogerçekçi ve kavramsal sanat bölümlerinden oldukça etkilendiğinizi biliyoruz. 1974 yılında başladığınız Fetiş Nesneler serisinin ilki olan parfüm şişesi Vivre (Yaşamak) bu sürecin ürünü. Bu dönemi anlatabilir misiniz?

1970’de Milli Eğitim Bakanlığı’nın açtığı Avrupa Konkuru’nu kazanarak 1416 sayılı yasa uyarınca “resim dalında ihtisas yapmak” üzere Paris’e yollandım. Amaç, mevcut Akademi’ye ve daha sonra açılacaklara öğretim elemanı olarak yetiştirilmekti. İlk yıl Sorbonne’da dil eğitimi gördüm. İkinci yıl Beaux-Arts’a devam etmeye başladım. Bir yandan da ne tür bir sanat yapacağıma kafa yoruyordum. 1972’de küçük boyutlu kolajlarla işe koyuldum. Daha sonra makinaları konu alan, fotoğrafı olduğu gibi tuvale aktardığım boyalar geldi. Onlarla Paris’te çeşitli büyük salon sergilerine katıldım ama o resimlerde kullandığım akrilik boya ve fırça tekniği beni çok tatmin etmedi. Fotoğrafa daha sadık bir görüntü elde edebilmek için air-brush’la boyayı püskürtmeye karar verdim. 1974 tarihli ve hep miladım olduğunu söylediğim Vivre parfüm şişesi altı aylık bir boğuşma sonunda ortaya çıktı. Bu gelişimi, söz konusu resimlerin tümünü SALT Beyoğlu’nda görebiliyorsunuz.

Sizin yaşadığınız bu zorluklar bugün aşıldı mı? Günümüzde akademideki eğitimde dönüşüm yaşandığını düşünüyor musunuz? Örneğin öğrenciler daha özgür ve eleştirel bir biçimde kendilerini ifade etme şansı buluyor mu?

1981’den bu yana, 2000-2001 arası üç sömestr gibi kısa bir süreyi hariç tutarsak, eğitim dünyasından uzaktayım. O nedenle bu soruyu cevaplayabilecek durumda değilim ne yazık ki.

Kendinizi feminist olarak tanımlıyorsunuz. Feminist bakışı benimseme yolculuğunuzu “el yordamı” biçiminde ifade ediyorsunuz. Bu süreç tam olarak hangi döneme tekabül ediyor? “miladım” dediğiniz süreç mi? Ve sizin kuşağınızdan o dönemde kendisine feminist diyen sanatçılarla ya da genel feminist hareketlerle bağınız var mıydı?

 “Fetiş Nesneler/Nesne Kadınlar”la başlayan bir süreç bu. O dönemde kuşağımdan kendisine feminist diyen kimse hatırlamıyorum. Genel feminist hareketle de hiçbir bağım olmadı.

Türkiye ya da yurt dışından hangi feminist sanatçıları kendi sanat pratiğinize yakın görüyorsunuz? 

Ne yurt içinde ne de yurt dışında kendi sanat pratiğime yakın gördüğüm sanatçı var. 

Sergide yer alan serilerin etkileyici ve incelikli bir biçimde çok katmanlı siyasal ve toplumsal eleştiri barındırdığı aşikâr. Örneğin bunların içinden Cahide’nin Öyküsü (1996-2006) serisine baktığımızda, bir kadın figürün güç kaybettiğinde her alandan dışlanarak yalnızlaştığını ve Yeşilçam’ın başka bir yüzü/karanlık tarafı da olduğunu görebiliyoruz. Bu seriyi oluşturma kararınızda popüler kültüre olan ilginizin yanı sıra etkili olan dinamikler nelerdi?

Cahide Sonku’yu henüz 13-14 yaşındayken tiyatromuzun kurucusu Muhsin Ertuğrul keşfediyor. Önce tiyatro sahnesinde yıldızlaşıyor, ardından da sinemada. Yönettiği, yapımcılığını yaptığı filmler de var. Yeşilçam öncesi, yine Muhsin Ertuğrul’un kurduğu ve tiyatrocuların egemenliğinde gelişen sinemamızın starı. Bizim ilk pop-ikonumuz. Uçuruma yuvarlanışı ayrı bir hikâye. Bence bile, isteye gidiyor oraya. İnsan psikolojisi çok karmaşık. Son döneminde sinemacıların uzattığı eli geri çeviriyor mesela. Düzenlemek istedikleri geceye gitmeyi, ödül almayı reddediyor.

Bu seriyi hazırlama aşamasında yakınlarıyla görüşmeleriniz oldu mu? Kendisini “düşkün” ya da “kurban” pozisyonunda göstermek istemediği için ödülü reddetmiş olabilir mi?

Cahide Sonku’nun iki kez evlenip ayrıldığı, dönemin büyük zenginlerinden tütün tüccarı, savaş vurguncusu İhsan Doruk’tan olma bir kızı var. Bir dönem annesiyle birlikte filmlerde oynamış. Daha sonra birbirlerinden kopmuşlar. Kız Londra’da yaşıyor ve annesinin cenazesine bile gelmiyor. Başkaca da yakını olduğunu sanmıyorum. Hayır, diziyi hazırlama aşamasında kimseyle temasım olmadı.

Sergide yer alan bir seri de Vitrinler. Vitrinler bulundukları semte göre değişiklik göstermekle birlikte toplumsal dönüşümlerin kısmen okunabileceği bir alan. 2019 vitrinlerini nasıl buluyorsunuz? Hangi semtlerdeki vitrinler hangi açılardan dikkatinizi çekiyor? 2019 yılındaki Vitrinler’in sosyolojisi bize neler söylüyor?

Vitrinlerin toplum yapısını okumak için çarpıcı veriler sunduğu kesin. Semt ayrımı yapmamak gerek bence. Giderek muhafazakârlaştığımız düşünülecek olursa 2019’da toplum yapısını izledikleri, ehlileştikleri, uslandıkları söylenemez hiç. Tam tersine çok daha cüretkâr, çok daha kışkırtıcı, çok daha çarpıcılar. Toplum üzerinde durmadan artan baskıya başkaldırıyorlar diyebilir miyiz acaba?

Anladığım kadarıyla sizin gözlemleriniz Kadıköy’ün merkezinde yer alan vitrin ile Sultanbeyli ilçesinde yer alan vitrin arasında bir fark olmadığı yönünde. Tabii belli bir markadan bahsedersek benzer olması muhtemel. Dediğiniz gibi başkaldırı belki de hiç beklenmeyen bir yerden, vitrinlerden gelecek. Peki, sanal alışveriş ortamlarını gözlemliyor musunuz? Bu alanı sanat çalışmalarınıza yansıtma planınız var mı?

Hayır, hiç izlemediğim bir alan orası.

Böylesine kapsamlı bir sergiyi izlemek için açıkçası uzun süre bekledik diyebilirim. Bu sergi projesi nasıl ortaya çıktı? 2017 Artist Onur Ödülü’nü almış olmanız bu süreci tetiklemiş olabilir mi?

Bu sergi projesinden çok önce sanat tarihçi Ahu Antmen’le üzerinde çalıştığımız bir kitap projesi vardı. 2013’de bir vesileyle SALT’ın o zamanki yöneticisi Vasıf Kortun’a projeden ve onun uzantısı olarak bir de sergi düşündüğümüzden bahsetmiştim. Kendisi sergiyi yapabileceklerini ama kitap işine girmediklerini söyledi. Ben de önceliğimin kitap olduğunu anlattım. Konu orada kapandı. Derken, ilgilenebilecek kurumlara projemizi sunduk ve her seferinde reddedildik. Yıllar geçti. 2017 TÜYAP Sanat Fuarı Onur Sanatçısı Ödülü’nü kazanmam süreci tetiklemiş olabilir. Bilemiyorum. SALT yine kitap yapmıyor, yalnızca elektronik ortamda paylaşımları var ama önerilen tarih o kadar cazipti ki Ahu’yla bu sefer teklifi kabul edelim dedik. Düşünsenize Bienal’le, açılan yeni müzeler, yeni sanat mekânlarıyla, fuarla aynı tarihlere denk düşüyor sergim. Ortalıkta pek çok yerli/yabancı sanat tarihçi, eleştirmen, galerici dolanıyor olacak. Kitabımız şimdilik rafta bekliyor. Belki sergimi gören, basımına yardımcı olacak bir babayiğit çıkar.

Alan için bu vakte kadar kitabın olmaması büyük bir eksiklik. Umarım kitap çalışması bir an önce hayata geçer. Son olarak, önümüzdeki süreçte gerçekleştirmeyi planladığınız diğer projelerinizden söz eder misiniz?

Plan yaparak, projeler üreterek ilerleyen birisi değilim ben. Her şey kendi doğal akışında seyrediyor. Bir bakıyorsunuz bir şey görüyorum, çarpılıyorum, hadi bu konuyu işleyeyim diyorum, yeni bir dizi ortaya çıkıyor. Ya da var olan dizilere yeni bir ekleme yapıyorum.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s